8 Tem 2018

Amaç?

Son zamanlarda yine işsizlikten, geleceğim hakkında çok fazla düşünmeye başladım.

Eğer şu an Japonya'da olmasaydım, karşısınızda bir tane taze mezun Japonca Öğretmeni olacaktı.
Ne yapacağımı bilmiyorum, eğer mezun olmuş olsaydım bu zamanlarda büyük ihtimalle oturur ağlıyor olurdum.
Sanırım ben büyümeye hala hazır değilim.
Seneye bu zamanlarda kesinlikle ağlıyor olacağım.

Bazen düşünüyorum... İstediğim bölümü okumakla gerçekten iyi mi yaptım diye. (yapmayıp ne yapacaktım? başka bir vasfım yok.)
Bazen kendime o kadar güvenmiyorum ki, geleceğimi ellerimde tutamayacağımı düşünüyorum. Sanki mezun olduktan sonra hiçbir şey yapamayacakmışım gibi, öylece evde baba parası yiyerek çürüyüp yitiverecekmişim gibi geliyor.
Zaman çok çabuk geçiyor; üniversiteye girdiğim, daha bunlar hakkında endişelenmeme çok uzun yıllar var dediğim zamanlar dün gibi, çok yakın gibi.

Amaçsız yaşamak çok zor. İnsan kendine küçük de olsa bir amaç edinmeli.
Mesela, yarın hiç denemediğim bir yemeği pişirmeyi deneyeceğim demeli.
Haftaya yeni bir kitap satın almaya gideceğim demeli.
Bir sonraki ayın başında tek başıma hiç gitmediğim bir şehri ziyarete gideceğim demeli.
Ben de böyle şeyler denemiştim kendi kendime bir zamanlar.

"Bir gün kesinlikle Japonya'ya gideceğim!!"

Hata yapmışım.
Bu kısa dönemli amacım olmalıymış.
Şimdi soğukta kaybolup giden nefes gibiyim.
Meh.

Neyse olay zaten mezun olunca iş bulamamam değil. Olay amaçsız olmam.
Benim kendime acilen amaç bulmam lazım.
Bir ilham.
Bir neden.

eh.
Bu yazımı burada bitiyorumヽ( ̄ω ̄(。。 )ゝ

Eğer siz de hayatınızın bir zamanında benim gibi hissettiğiniz olduysa yorum atmaktan çekinmeyin lütfen! :3

Görüşmek üzere~

11 Haz 2018

Ben iyiyim.

Selam yabancı.

Nasılsın? Umarım iyisindir. İyi ol.
Huh, ben mi? Ben de iyiyim. Teşekkür ederim.


Geçtiğimiz haftasonu hayatımdaki en berbat haftasonuydu sanırım.
Bu zamana kadar hayatımda kötü zamanlarım oldu, herkes gibi. Çok kötü zamanlarım. Hakkımda çok az kişinin bildiği şeyler yaşadığım zamanlar. Onları geride bıraktığıma seviniyorum ama bu haftasonu o zamanlardan da beterdi.
Kendimi hiç bu kadar mutsuz hissetmemiştim. Mutsuz hissettiğimde genelde ağlar ve bu duyguyu içimden atarım. Bunun için şarkılarım var, fotoğraflarım var, anılarım var.
Ama nedense ne kadar ağlasam da bu içimdeki mutsuzluğu atamadım. Daha doğrusu, pek ağlamayı bile beceremedim. Ağlamak isteyip de ağlayamamak, çok kötü bir şeymiş anladım ki.
Ağlamaktan hiçbir zaman çekinmedim. Ağlamanın kişiyi zayıf gösterdiğini de düşünmüyorum.
Onu insan yapan bir şey olduğunu düşünüyorum. Ağlarken kendimi hissediyorum.
Kalpsiz, duygusuz, ruhsuz bir bitch olduğumu düşündüğüm zamanlarda da işe yarıyor. Gülmekten bir farkı yok aslında düşündüğünde. Rahatladığın için bir süre sonra bağımlılık bile yapıyor. :')

Yok yahu, bu kadar psikopat bir insan değilim aslında. En iyi zamanlarımın olması gerektiği yıllarım bir şeylerin eksikliğini çekiyor. Ne olduğunu çözdüğüm zaman üzerinde çalışmalara da başlayacağım.
Bunlar dışında iyi bir kadınımdır.
Kim mükemmel ki zaten!?

Garip bir şekilde youtube'da gezinirken sürekli şey videoları denk geliyor;

"Eğer psikolojik desteğe ihtiyacınız varsa, kendinize zarar vermeyi aklınızdan geçiriyorsanız, ya da depresyonda olduğunuzu düşünüyorsanız xxx numarasını arayın! Aramaktan çekiniyorsanız birileriyle konuşun! Arkadaşınıza anlatın! İnsanların en büyük hatalarından biri, depresyonda olsalar bile geçici olduğunu düşünmeleri. Eğer en ufak bir depresyon belirtisi gösteriyorsanız, birileriyle bunu paylaşın."

Ya kimsesi yoksa o kişinin? Ya telefona ulaşamayacak kadar bıkmışsa hayattan?
Bu insanlara nasıl yardım etmeliyiz?

Buna artı olarak, bence herkes biraz depresyonda.
Herkes nasıl atlatıyor bunu?
Atlatmıyorlar. Sanırım sadece üzerini örtüyorlar.

Ben de onlar gibi olacağım. İyi olacağım. İyi olmayı hak ediyorum.
Siz de iyi olun. Bu yazıyı her kim okuyorsa ve düşmüş hissediyorsa, lütfen, lütfen pes etme.
Hayatta herkesin bir yerinin olduğuna inanırım. Herkes bir şekilde yolunu bulur.
Biz de bulacağız. Bulacağımıza inanmalıyız önce.

Gidip kafamı dağıtacak bir şeyler yapacağım :3
Kendinize iyi bakın ve bir sonraki depresif postumda görüşmek üzere! (şa ka)

21 May 2018

Mim | mim davetiyem

Ne desem nostaljik mi desem... Japonca'da bunun tam karşılığı bir sıfat var.
懐かしい (natsukashii)

Buraya ilk yazdığımda depresyona girmiş saçma sapan ağlıyordum ve hayatımdaki insanların beni etkilemesine yine izin verdim. Kötü anlamda. Kendime her defasında diyorum ki buna izin vermeyeceğim ama sandığım kadar güçlü biri olmayabilirim.
Neyse. Bu gece bunun için burada değilim. Bu gece bir mim davetiyesi aldığım için buradayım!

Shuu-chan bloğunda paylaştığında bunu görenlerin hepsi yapabilir demişti ve ben de okumuştum ama o kadar erindim ki yapmaya... Sonra kendisi bugün özel olarak bana yazıp yapabileceğimi söyledi. Daha çok yapsan iyi edersin kıvamındaydı gerçi de jfghjfg
Aslında tam olarak, "bloğun ağlıyor şu an" cümlesini kullandığında "ağlasın" dediğim için suçluluk hissediyorum... Kimse ağlamasın.

Bu mim üç minik sorudan oluşmakta imiş.

Soru 1: Sihirli bir değneğin olsa hayatında hangi anı değiştirmek isterdin?
Bu soruya bir çok farklı şekilde yanıt verebilirim. Eminim hepimizin hayatında birden fazla değiştirmek isteyeceği şeyler vardır. Belki de bazılarımız için değiştirmek istemediği şeyler daha azdır.
Benim için bu bir ölümdü. Direkt olarak benim hayatımda yaşanmış bir olay değil ancak hayatıma çok fazla etkisi olmuş bir olaydı. 7 sene önce, bir yaz günü, arkadaşımdan aldığım haberi, büyük ihtimalle şu an hayatımdaki bir çok şeyi feda ederek değiştirmeyi isterdim. Sihirli değneğim olsaydı daha iyi olurdu ya, belki çok farklı yerlerde, çok farklı düşünceler içinde, çok farklı bir insan olarak bu satırları çok farklı bir şekilde yazıyor olabilirdim. Keşke demiyorum. Keşke demeyi hayatımdan uzun zaman önce çıkarttım. Keşke demek insana yaramıyor. Yaradığını hiç görmedim.

Soru 2: Küçükken büyüyünce ne olmak isterdin, neden? Şu an mesleğin ne?
Küçüklüğümden beri hep öğretmen olmayı isterdim ben. Nedenini bilmiyorum. Sanırım bildiğim şeyleri başkalarına aktarmayı çok severdim o zamanlar. Ama bunun aslında ne kadar zor ve aşamalı bir süreç olduğunu bilmiyordum. Öğretmek herkesin yapabileceği bir şey değil. Hele benim hiç değil.
Konuya geri dönersek... Ben sınıf öğretmeni olmak isterdim. Öyle ki hayali öğrencilerime ders anlatırdım sürekli. Çok fazla arkadaşım olmadığından hayali arkadaşlarım vardı hep, evet. Onlardan da sonraki yazılarımda bahsederim.
Şu an bir mesleğim yok. Üniversitede öğretmenlik okuyorum. Japonca Öğretmenliği. Ama bunu öğretmenlik olduğu için seçmedim. Gerçekten düzgün bir şekilde Japonca öğrenmek istediğim için seçtim. İyi ki de seçmişim. Asla öğretmen olamayacağımı bana gösterdi aslında.

Soru 3: Burçlara inanır mısın? Burcunun özelliklerini taşıyor musun?
Tuzak soru. Heheh.
Burçlara inanıyorum. Gezegenlerin insanların üzerindeki etkilerine inanıyorum.
Yengeç burcuyum ve burcumun özelliklerini biraz da olsa taşıdığıma inanıyorum. Çok değil. Biraz.
Ailem benim için her zaman ilk planda olmuştur. Duygusal biriyim, sulu gözüm, bunu çok fazla göstermesem de. Arkadaşlarıma çok önem veririm. Gibi gibi~~
Ama sanırım bu özellikler genel olarak insanlarda var. Bazılarının derinliklerinde saklansa da, var olduklarına inanıyorum.
Su burcuyum, belki de bu yüzden denizin bende çok etkisi var. Büyüleniyorum, bakarken daha da büyüleniyorum. Yüzmeyi çok fazla sevmesem de, suyun verdiği rahatlık ve o duyguyu çok özlüyorum. Şu an yaşadığım yerde deniz yok.
Bir de Ay. Ayın üzerimdeki etkisi çok büyük. Dolunay zamanlarında normalde olduğumun çok fazla katı depresifleşiyorum.
Eğer ileride intihara teşebbüs edersem, büyük ihtimalle dolunay zamanlarından birinde olacaktır.
Yapacağım diye demiyorum da, eğer o kadar bencilleşirsem.

Bu mim biraz garip oldu ya. Asıl konuda kalmakta zorlandım hep.
Üzgünüm. 
Bitireyim en iyisi.

Bunu gören ve yapmayı dileyen herkesi mimliyorum.
Bu arada, bu geceki şarkınız benden olsun. Keyifli dinlemeler.

Cigarettes After Sex - Apocalypse

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere! ^^

9 May 2018

ben de bilmiyorum

Wow. Benim için blogger çağının kapandığını düşünmüştüm. Ama sanırım gerçekten de bataklık gibi bir şey burası. Bir bulaşanın bir daha kurtulması neredeyse imkansız.

Buraya tekrar neden adım attığımı bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.
Daha birkaç gün önce hayatımın güzel gittiğinden emindim. Yemin edebilirdim.
...
Belki o kadar da değil ama... neredeyse.
Sonunda en büyük hayallerimden birine ulaştım çünkü. Hayatımın güzel olması gerekiyordu.
Fakat işler her zaman öyle işlemiyor, değil mi? Tam mutluyum, her şey yolunda dediğiniz ya da olduğunuz yer bataklık olsa bile buna alışabilirim diye düşündüğünüz an bir bakıyorsunuz bataklığın içinden bir canavar çıkıveriyor karşınıza. Bu canavar bazen bir kanser şeklini alıyor; bir hastalık, bir ölüm; bir kayıp... ya da bir çok.
Uzaktan bakıp "benim hayatımı yaşıyor" dediğiniz insanların yaşadığı hayatlar Instagram'daki boyalı maskelerden biri. Twitter'daki bir kahkaha, Facebook'taki sahte dostluklardan ibaret.
Kimsenin hayatı mükemmel olamaz. Bugün neden bu kadar depresif duygular içindeyim anlayamadım. Sabah oldukça enerjiktim... Olabildiğimce. Sanırım benim için her şey artık daha da zorlaşmaya başladı.

Bunu kimler okuyacak bilmiyorum, benim hakkımda neler biliyorsunuz onu da bilmiyorum. Bilmediğim çok şey var.
Kendim hakkında konuşmayı sevmediğim için bu zamana kadar beni hep yazılar kurtardı. Ben iki sene öncesine kadar kendi yazdığı hikayelerde boğulan birinden ibarettim.
Ya da hayatındaki tek iyi dostunun onun için yazdığı hikayelerde.
İkincisi daha doğru sanırım. Kendimi tam olarak yazan biri olarak bile göremiyorum ya. Yazıların beni kurtardığını söylüyorum ama yazamıyorum. Bu dizeleri de artık patlama seviyesine geldiğim için yazabildiğime inanıyorum.

Neyse ne diyordum? Ah evet. Hayalime ulaştım diyordum.
Başkalarının hayal ettiği hayatı yaşıyorum (?) diyordum.
Japonya'ya gelmek beni olduğumdan farklı bir insan yaptı. Hayata karşı durduğumu zannediyordum ya ben, üniversiteye başlayınca, birkaç yıl okuyunca, iki vize final atlatınca yetişkin oldum sanıyordum ya ben. En büyük hatalarımdan biriymiş.
Beni büyüten yer oldu burası. Gerçekten ayaklarımın üzerinde durduğumu hissettiğim yer oldu. 22 yıl boyunca aynı şehirde yaşamak, düzenini bozmamak, alışılmışlıkları değiştirmemek, yeniliklerden korkmak insana pek yaramıyor. Japonya bunların hepsini aldı benden.
Bilmediğim bir ülkede, bilmediğim bir şehirde, çat pat konuşabildiğim dilleriyle tek başına yaşamaya çalışmak, hayatı boyunca doğduğu şehirden ayrılmamış olan ben için nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye çalışın... Evet belki burası Japonya dersiniz, güvenli dersiniz ama bunlardan benim hiç şikayetim yok. Demek istediğim... Gerçekten hayatta kalmak. Bir sosyal hayat kurmak, derslerine yetişmek, evini çekip çevirmek, sağlığına dikkat etmek. Gerçekten bir yetişkin olmak.
Hiçbir zaman sosyal hayatı iyi olan biri olamadım. Arkadaş seçmekte, onları hayatımda tutmakta zorluk çekiyorum. Japonya'ya geldiğimden beri bunu değiştirmek önceliğim oldu ve başardığımı da düşündüğüm zamanlar olmuştu. Sonunda beni ben olduğum için kabul eden birileri vardı. Arkadaş olabilirdik onlarla. İnsanları sevebilirdim. Her ne kadar yalnızlığı seviyorum desem de bazen insan gerçekten yanında desteğini hissedebileceği birilerini arıyor.
Ancak dediğim gibi, hayatınızda her şey her zaman yerli yerinde gitmiyor. Gidemez.
Aynı grubun bir parçası olduğum arkadaşlarımın planlarından izlediğim Instastoryler sayesinde haberim oluyorsa dedim kendi kendine geçen hafta, sosyal hayatım için yaptığım değişikliklerin hiçbir yararı yokmuş.
Kendimdeki sorunu bulamıyorum.
Japonya'da, başka kültürlerden gelmiş insanlardan, beni hiç tanımayan insanlardan da aynı davranışı görüyorsam, bunda artık karşı tarafın bir suçu yoktur.
Kendimdeki sorunu bulamıyorum.

Sanırım bu da benim sorunum.

Kendimdeki sorunu bulamıyorum.

Bugünlük bu kadar saçmalamak yeter. Bu kadar klişe bir yazıya dönüşeceğini düşünmemiştim. Okuyanlardan özür diliyorum. Zaten büyük ihtimalle yarısında okumayı bırakmışsınızdır.
Ama bunları yazmasaydım çatlardım. Artık yazmam gerekiyordu.

Yayınlamasam mı acaba? *içindeki sesi yumruklar*

İyi geceler!
© voice of the demon
Maira Gall